Project-Id-Version: WordPress 2.5.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2008-05-03 02:32+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; Anne ve Bebek Sağlığı

Ağrılarla Mücadele

[#1: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Ağrılarla Mücadele
Hayatı bize zehir eden ağrılardan, doğru ilaçlar kullanarak kurtulmak mümkün. Ancak, çoğumuz yanlış ilaçlarla sağlığımızı tehlikeye atıyoruz. Doğru ilaç kullanılarak, ağrıların %85′ini kesmek mümkünken, yanlış kullanılan ilaçların başında ağrı kesiciler geliyor. Yapılan hatalarla ağrıdan kurtulmak amaçlanırken, zehirlenmeden böbrek yetmezliğine kadar birçok sağlık sorununa davetiye çıkarılıyor.

Çekilen ağrılar nedeniyle dünyada 700 milyon iş günü verimsiz hale geliyor. Modern tıp imkanları ağrılara çözüm bulurken yapılan araştırmalar ağrı gidermek için uyumayı tercih edenlerin bile olduğunu ortaya koyuyor.

İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrının kader olmadığına dikkat çekerek “Yeni yöntemler geliştiği için ağrı tedavisinde başarı %50′den %85′e kadar çıktı. Geçmişte ameliyatla hallolan birçok bel ağrısı günümüzde ameliyatsız, dışarıdan uygulanan yöntemlerle tedavi ediliyor” diye konuştu.

Erdine, hastaların, birçok yanlış tedavi yöntemlerine yöneldiğini belirterek, bel ağrılarını dindirmek için beline jilet attıran hastalar dahi olduğunu anlattı.

Ağrıdan şikayet eden hastaya, örneğin bel, boyun ağrıları çekenlere, ağrısız bir dönem sağlamanın tedavide önem kazandığını belirten Erdine, “Hastaya ağrısız dönem sağlayarak yapacağı egzersizlerle, hareketlerle vücudu toparlayacak vakti kazandırmayı amaçlıyoruz. Burada ekip çalışması önem kazanıyor. Ağrı uzmanları hastanın ağrısını kesiyor. Fizik tedavi uzmanlarına gönderiyor, tedavilerine devam ediyorlar” dedi.

Prof. Dr. Serdar Erdine, doktora muayene olmadan gelişigüzel ağrı kesici kullanmanın tehlikeli olduğuna dikkat çekerek, ortaya çıkabilecek sorunları şöyle sıraladı: İlaç bağımlılığı, ilaç zehirlenmeleri, karaciğer ve böbrek yetmezliği, ilaçların yan etkilerinde artış. “Türkiye’de ağrı kesici ilaç en çok, %84.3 oranıyla Kuzey Anadolu’da, en az %71.0 oranıyla Batı Anadolu’da kullanılıyor.

Ağrıyı Yenmenin Kuralları

Gerginlik nedeniyle ağrı çekiyorsa sorunuyla yüzleşmeli.

Ağrıyı beyninden uzaklaştırmalı.

Duygularını serbetçe ifade etmeli. Düşündüklerini anlatmalı.

Yaşama pozitif bakmalı.

Üretken olabileceği alanlara yönelmeli.

Ağrı Çekenlere Müjde

Ağrı tedavisi ile ilgili araştırmalar tüm dünyada ilgiyle izleniyor. Birçok ülkede araştırmalarını sürdüren bilimadamları her geçen gün yeni gelişmeler kaydediyor.

Türk Ağrı Derneği Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, umut verici çalışmaların, ağrı tedavisindeki başarı oranını arttıracağını söyledi.Yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrı tedavisine ilişkin umut vaadeden bilimsel çalışmaları şöyle sıraladı:

Şu anda morfinlerin verilmesini sağlayan pompaların boyutu küçülecek. Hap büyüklüğünde pompalar kullanılacak.

Hap büyüklüğünde mikroçiplerle ilaçlar, elektriksel uyaranlar ağrılı bölgeye gönderilecek. Küçük cerrahi girişimlerle yerleştirilecek.

Kişide ağrı eşiğini belirleyen faktörlerden biri de genetik geçiş. Bu alandaki gelişmelerin tedavide yeni ufuklar açması bekleniyor.

Önümüzdeki 10-15 yıl içinde çıkacak morfinlerin ve ilaçların, alışkanlık veya yan etki yapmaması sağlanacak.

İlaç Yetmezse

Kanser, bazı bel ağrıları, boyun ağrıları, sinirlerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ve damarlardan kaynaklanan ağrıların ilaçla tedavi edilmesi zorlaşıyor. Bu grupta yeralan hastalara farklı yöntemler kullanılıyor. Yeni yöntemlerle kanserli hastaların ağrılarını dindirilmesinde %95′e varan başarılar elde ediliyor.

Uygulanan Yöntemler

Sinirlerin çalışması değiştiriliyor: Ağrılı bölgeye giden sinirlerin çalıştırılması, etki biçimi değiştiriliyor. İlaçla tedavisi zor olan ağrılı hastaların ağrılı bölgeye giden sinirlerine uygulanıyor. Dışardan elektriksel uyaranlar göndererek, sinir dokusu farklı çalıştırılarak ağrı dindiriliyor.

Omurgaya pil takılıyor: Küçük cerrahi müdahalelerle, omuriliğe omurilik pilleri takılıyor. Pil, ağrı sinirlerinin çalışmasını engelleyerek ağrının ortaya çıkmasını önlüyor.

Pompa kullanılıyor: Özellikle kanser ağrılarının dindirilmesinde pompayla morfin verilmesi önemli bir gelişme. Morfin ağız ve diğer yolların dışında deri altına yerleştirilen pompa ile veriliyor. Bu pompayı hasta kendi de kullanabiliyor. Bu yöntemle ağızdan verilen morfin miktarının onda biri kadarını kullanarak ağrı dindirmede aynı başarı sağlanmış oluyor. Ağızdan morfin verildiğinde ortaya çıkan baş dönmesi, uyku hali gibi şikayetler ortadan kalkıyor. Hastalar pompayı nasıl kullanacağı konusunda eğitiliyor. Aletler hastanın morfini gereğinden fazla vermesini engelleyecek şekilde yapılıyor.

Ağrı sinirleri yakılıyor: Son yıllarda kanser ağrısında, bel ve boyun fıtıklarında, ağrı sinirlerini yakma yöntemi kullanılıyor. Radyofrekans denilen mikrodalgaya benzeyen akımlar gönderip, ağrılı bölgenin sinirlerini tahrip ederek ağrı dindiriliyor.

Psikiyatrist Gözüyle Ağrı

Ağrı ile duygusal yaşam arasında ilişki olduğuna dikkat çeken İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, “Ağrısı olan bir çocuğa annesinin ilgi göstermesi, ağrıyan yerini okşaması, çocuğun ağrı şiddetini azaltabiliyor” dedi.

Özkan, ağrıyla psikolojik durum arasındaki ilişkiyi şu sözlerle özetledi: “Birinci grupta, fiziksel hastalığın yanısıra psikolojik sorunların da olduğu görülür. Hasta depresyon geçiriyorsa ağrının şiddeti artacaktır. Depresyonun da tedavi edilmesi gerekir. İkinci grupta, psikomatik ağrılar yeralıyor. Yaşamı zorlayıcı olaylar, gerginlik nedeniyle baş, mide-bağırsak sistemi ağrıları ortaya çıkabiliyor. Üçüncü grupta tamamen psikolojik ağrılar görülüyor. Beden gerginliğini ağrı ile ifade ediyor.”

Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

Yeni Doğan Sarılığı

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Yeni Doğan Sarılığı
Yenidoğanda cilt ve gözaklarının (sklera) sarı bir renk almasıdır. Kan bilirubin düzeylerinin yükselmesi ile oluşur. Yaşlanmış ve bozulmuş kırmızı kan hücreleri tarafından üretilen sarı pigmente bilirubin denir. Biluribin normalde karaciğer tarafından barsak sistemine verilerek atılır. Ancak karaciğer bilirubini yeterli oranda barsağa veremezse kanda birikir ve sarılık oluşur.

YENİDOĞAN SARILIĞININ SEBEPLERİ

1. Fizyolojik (normal) sarılık:

Fizyolojik sarılık vaktinde doğan bebeklerin yaklaşık % 50 sinde, erken doğan bebeklerde ise daha yüksek oranlarda görülür. İlk 24 saatten sonra, genellikle doğumdan sonraki2.veya 3. günde ortaya çıkar. Karaciğerin henüz olgunlaşmaması ve yeterince bilirubin atamamasına bağlı olarak sarılık oluşur. Genellikle ilk bir-iki hafta içinde kendiliğinden kaybolur ve bilirubin düzeyleri zararsızdır.

2.Yetersiz anne sütü alımına bağlı sarılık:

Yetersiz anne sütü alımına bağlı olarak yenidoğanların yaklaşık % 5-10 unda gelişir. Belirtileri fizyolojik sarılığınkine benzer ancak biraz daha şiddetlidir.

3.Anne sütüne bağlı sarılık:

Anne sütü alan bebeklerin yaklaşık % 1-2 sinde görülür. Bazı annelerin sütlerinde ürettikleri özel bir inhibitör madde sebep olmaktadır. Bu madde ( enzim ) bebeğin barsaklarından normalden çok daha fazla bilirubini geri emmesine sebep olur. Bu tip sarılık doğumdan sonraki 4-7. günde başlar ; 3.-10.haftaya kadar sürebilir. Genellikle zararsızdır.
4.Kan grubu uyuşmazlığı: ( Rh veya ABO uyuşmazlığı)

Rh negatif (-) bir kadının bebeği Rh pozitifse (+) gebelik esnasında bebeğe ait eritrositlerin plasentayı aşarak anne kanında bağışıklık cevabına yol açması ile oluşur. Bu bağışıklık cevabı ancak Rh pozitif bir bebeğin doğumundan veya yapılan düşükten sonra ortaya çıkar. Bağışıklık cevabının şiddeti bundan sonra yapılacak her doğumla birlikte giderek artar.

ABO uyuşmazlığında ise hemen her zaman anenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A veya B dir. ( Anti A duyarlılığı daha sık, Anti B duyarlılığı daha ağır seyirlidir.)

Kan grubu uyuşmazlığında annenin kanında oluşan antikorlar bebeğin kanını yabancı madde olarak algılar ve eritrositlerini parçalar. Eritrositlerin parçalanması ile bol miktarda bilirubin oluşur ve bu da sarılığa sebep olur. Sarılık fizyolojik sarılıktan farklı olarak ilk 24 saatte başlar. Çok ağır tablolara sebep olabilir. Ancak ilk yapılan doğum veya düşükten sonraki 72 saat içinde RhoGam enjeksiyonunun yapılması daha sonra doğurulacak bebeklerin yaşamını tehlikeye atacak antikorların oluşmasını engelleyebilmektedir.

TEDAVİ

1.Fizyolojik sarılıkta tedavi:

Eğer bebeğinizi biberonla besliyorsanız her 2-3 saatte bir beslemeyi deneyin.

2.Yetersiz anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:

Asıl tedavi anne sütü miktarını arttırmak olmalıdır. Bebek daha sık emzirilmelidir.( Her saat gibi ) Böylece mide barsak sisteminin hareketliliği arttırılır ve bilirubinin gaita yolu ile vücuttan daha çabuk atılması sağlanır.

Uyuyan bebeğin de 4 saatlik aralarla uyandırılıp beslenmesi faydalı olacaktır. Sık sık kilo alımı kontrol edilmelidir. Anne sütünün yetmediği durumlarda bir miktar formül mama verilebilir ancak şekerli suyun faydası yoktur.
3.Anne sütüne bağlı sarılıkta tedavi:

2-3 gün için anne sütünü keserek formül mama ile beslemek yararlı olabilir. Ancak bu süre içerisinde anne sütünün azalmasını engellemek için annenin göğsü sağılmalıdır. Hiçbirzaman için sarılığı engellemek için anne sütü tam olarak kesilmez. 2-3 gün sonra tekrar anne sütüne başlanır. Şekerli suyun formül mamadan daha fazla bilirubin uzaklaştırıcı etkisi olduğu kanıtlanmamıştır.

4.Ağır sarılıklarda tedavi: ( Kan uyuşmazlıklarında tedavi)

Kandaki bilirubin seviyesinin 20 mg/dl nin üzerine çıkması sağırlık beyin felci ( cerebral palsy) veya beyin harabiyetine neden olabilir. Bu kadar yüksek seviyeler genellikle kan grubu uyuşmazlıklarında görülür.

Bu komplikasyonlar fototerapi uygulanarak önlenebilir. Mavi ışık deride biriken bilirubini parçalar ve bilirubin düzeylerini düşürür.

Bazı nadir durumlarda ise kan değişimine gitmek gerekebilir. Bebeğin kanı taze kan ile değiştirilir. Ancak fizyolojik sarılıklar bu kadar ağır duruma dönüşmezler.

Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

Süt Çocuklarında Beslenme Sorunları

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Süt Çocuklarında Beslenme Sorunları
 

Süt çocuklarında Beslenme İle İlgili Sorunlar

 

Y

etersiz Beslenme

 

Bebeğin huzursuz oluşu ve fazla ağlaması, az dışkı yapması aldığı anne sütü veya süt formülü miktarı ile doymadığının bir işareti olabilir. Aralıklı tartı ölçümleri ile besinin yeterliliği değerlendirilmeli, bildirilen şikayetlerin gerçekten az beslenmeye bağlı olup olmadığı araştırılmalıdır. Çocuğun altığı miktarlar gerçekten gereksinimi karşılamıyorsa, karışık beslenmeye geçilmeli ya da verilmekte olan formülün miktarı arttırılmalıdır.

Bazı bebekler bir öğünden fazla alamazlar ve 1-2 saat sonunda tekrar yemek isterler. Bu durumda anne sütünü veya biberonu daha sık vermek, yapay beslenen bebeklerde emzik şişesinin deliğini biraz genişletmek, öğün sırasında 1-2 kez beslenmeyi durdurarak bebeğin gazını çıkartmak gibi önlemler yararlı olabilir. İştahsız ve iyi tardı almayan bebekler sistemik hastalık varlığı araştırılmalıdır. Uzun süre davam eden yetersiz beslenmede protein enerji malnütrisyonu gelişir.

 

 

A

şırı beslenme

 

 

Süt çocukları genellikle aldıkları besin miktarını kendileri ayarlar ve gereğinden fazlasını almazlar. Ancak bu kural her zaman geçerli değildir. Özellikle yapay olarak beslenen bebeklerde fazla miktar yeme, tartı almada fazlalık ve bu durumun devam etmesiyle birkaç hafta sonunda aşırı beslenmeye bağlı regürjitasyon, kusma, sulu dışkılar gibi belirtiler oluşması oldukça sık rastlanan bir durumdur. Besinin daha sulu hazırlanarak verilmesi ile bu durum birkaç günde düzelir.

Fazla yağlı besinler mide boşalmasında gecikmeye, karın gerginliğine, karın ağrısına yol açabilir.

Karbonhidrat fazlalığı barsak ta bakteri yel fermantasyona yol açarak gazlanmaya, karın gerginliğine ve karın ağrısına neden olur.

 

 

R

egürjitasyon ve Kusma

 

 

Regürjitasyon öğünden sonra besinin küçük bir bölümünün çıkarılmasıdır. Zararsız bir belirtidir. Zararsız bir belirtidir. İlk 6-7 ayda çok sıktır. Beslenme yönteminin iyi uygulanması ile düzelebilir.

Kusma besinin önemli bölümünün çıkarılmasıdır. Günde üç veya daha fazla sayıda kusma daima patolojiktir.

 

 

S

ulu veya sert dışkılar

 

 

Doğumdan sonra 4-6 ncı günler arasında ?geçiş kakaları? adı verilen suluca, yeşil-sarı renkte, bazen müküs içeren dışkılar görülmesi normaldir.

Anne sütü alan çocuğun dışkısı krem kıvamındadır. Formül sütleri ile beslenen bebeklerde de dışkılar çoğu kez anne sütü alan bebeklerdekine benzer. İnek sütü alanlarda dışkı genellikle daha katıdır. Gerek anne sütü, gerekse formül sütlerle beslenenlerde fazla beslenme sulu dışkılara yol açar.

Günde 3 den fazla sulu ve miktarca fazla dışkılama ishal olarak kabul edilmelidir. Enfeksiyon, ishalin en önde gelen nedenidir.

Sağlıklı bebeklerde 2-3 gün ara ile dışkı yapma nadir değildir. Dışkıların kıvamı normal ise bu durum zararsızdır. Uygun beslenen bebeklerde sert dışkılara nadir rastlanır. Kabızlık anüs çatlaklarına yol açabilir. Çocuğa öğün aralarında su içirmek, besinin karbonhidrat içeriğini biraz arttırmak gibi önlemler çok zaman dışkı kıvamının normalleşmesi için yeterlidir.

 

 

Besinlere intolerans ve alerji !!

 

Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

Prematüre

Prematüre

BİR PREMATÜRENİN PORTRESİ

Tam zamanında doğan bebeklerin anne babalarının , bebeklerini ilk gördüklerinde bir şaşkınlık dönemi yaşamaları doğaldır. Prematüre bebeklerin anne babaları ise çoğu kez tam anlamıyla şok geçirirler. Tipik bir prematüre yaklaşık 1600 ila 1900 gram , bazısı ise çok daha düşük bir tartı ile doğar. En küçükleri bir erişkinin avucuna sığabilecek büyüklüktedir ve bilekleri elleri o denli küçüktür ki , bir evlilik yüzüğü kolayca geçirilebilir.

Prematürenin cildi şeffaftır ve arterlerle venler cilt üzerinden görülebilir. Cilt , altında yağ dokusu bulunmadığı için gevşek bir izlenim verir ve çoğu zaman lanugo denen yumuşak tüylerle kaplıdır.Bebek kucağa alındığında ya da beslendiğinde cilt rengi değişir.Kahverengi yağ dokusu bulunmadığından (bizi sıcak tutan yağ katmanı)ısısını koruma yeteneği yoktur. Prematürenin kulakları , şekil vermeğe yarayan kıkırdak dokusu henüz gelişmediğinden, düz, kıvrık ya da dalgalı bir şekilde olabilir.

Cinsiyet karakterleri çoğunlukla tam gelişmemiştir.Testisler inmemiş olabilir.Erkek çocuklarda sünnet derisi ,kız çocuklarda vajen dudaklarının iç kısmı gelişmemiş olabilir.Meme başları etrafında areola denen koyu renkli bölge bulunmayabilir. El ve ayak taban çizgileri gelişmemiş olabilir.

Henüz ne kas ne de sinir gelişimi tam olduğundan, birçok refleks (örneğin yakalama, emme, arama, irkilme) kayıp olabilir. Nefes kuvveti olmadığından, bebek çok az ağlıyor ya da hiç ağlamıyor olabilir. Prematüre apnesi şeklinde adlandırılan ,arada solunumun durduğu dönemler de bulunabilir.

Ancak prematürelk geçici bir durumdur. Preterm yenidoğanlar gerçekte doğmaları gereken kırk haftalık gestasyon yaşına geldiklerinde, boyut ve gelişimsel açıdan tipik yenidoğanlara oldukça benzerler.Yaşıtlarını gerçek anlamda yakalayabilmeleri ise çoğu bebeklerde bir yaşının sonuna doğru mümkün olabilmektedir.

Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

pişik nedir

PİŞİK NEDİR?

 

PİŞİK NEDİR?
Pişik genellikle altbezinin bebeğenizin tenine temas ettiği noktada hafif kabartılı bir kızarıklık biçiminde ortaya çıkar. Kötüleştiği zaman kızartılı küçük şişlikler, içi su dolu kabarcıklar ve buna benzer biçimde bebeğe acı veren deri değişiklikleri görülebilir.
Eğer pişik infekte olursa bu deri döküntüleri parlak kırmızı bir renk alabilir ve genişleyebilir. Küçük kırmızı döküntüler bezin temas alanının dışında çıkarak yayılabilir.

PİŞİĞİN NEDENİ NEDİR?
Pişiğin nedeni genel olarak derinin tahriş olmasıdır. Bu tahrişin nedeni altbezinin küçük gelmesi, çok sıkı bağlanmış olması ya
da gerekli sıklıkta değiştirilmemesidir. 

       Eğer kumaş altbezi kullanıyorsanız bu bezleri temizlemek için kullandığınız sabun ve temizleyiciler de tahrişe neden olabilir. Aynı zamanda kullanıp atılan tipte hazır altbezlerinin bazı veya bebeğinizin altını temizlemek için kullandığınız hazır “ıslak bez” ler de tahrişe neden olabilir.
       Altbezinin üzerine bebeğe giydirilen sentetik esaslı giyecekler altbezinin temas ettiği alanda ısı ve nemin yükselmesine neden olur. Tahriş olmuş derinin ısı ve neminin yükselmesi bazı mikropların üremesi için ideal ortamı yaratır. Bu durumda pişik “infekte” olur. Eğer pişik infekte olmuşsa bu genellikle bir mantar infeksiyonudur ve buna neden olan da genellikle Candida adıyla bilinen bir mantardır. Böyle bir durumda aynı zamanda deriyi etkileyen başka mikroplar da (bakteriler) olabilir. İnfeksiyon pişiğin tedavisini çok güç bir hale getirebilir.
       
PİŞİK NASIL ÖNLENİR? NASIL TEDAVİ EDİLİR?
        Pişiği önlemenin ve tedavi etmenin temel kuralı altbezinin kapladığı alanın temiz, kuru ve serin tutulmasıdır. Bu amaç bebeğin alt bezi sıklıkla değiştirilmeli ve olabildiğince altı açık tutulmaya özen gösterilmelidir. Böylece bebeğin teni hava aldıkça koruyacaktır. Uyku sırasında bebeğin altını kumaş bezle bağlamak geçerli bir yöntemdir. Bu durumda bebeğin altı uykuya daldıktan hemen sonra kontrol edilmeli ve ıslaksa hemen değiştirilmelidir. Bu kontrolün bebeğin uykuya dalmasından hemen sonra yapılmasının nedeni bebeklerin idrarlarını genellikle bu arada yapmalarıdır.
        Bebeğinizde pişik oluşumunu önlemek veya ortaya çıkmış bir pişiği tedavi etmek için aşağıdaki yöntemleri deneyin. Eğer sonuç alamazsanız doktorunuzla konuşun. Doktorunuz size kısa bir süre için kortizonlu bir preparat önerebilir. Ancak borik tinkür içeren herhangi bir bileşiği doktorunuz özel olarak önermediği sürece kullanmamalısınız, bu bebeğinizin cildine zarar verebilir.
       
BEBEĞİMİN PİŞİĞİ İNFEKTE OLMUŞSA NE YAPMALIYIM?
        Şayet bebeğinizin pişiği infekte olmuşsa aşağıdaki ipuçlarının herhangi bir yararı olmayacaktır. Bu durumda doktorunuz infeksiyonun tedavisi için başka bir tedavi önerecektir.
     
   PUDRALAMAK YARARLI MIDIR?
        Talk pudrası ve mısır nişastası önerilmez; talk pudrası bebeğinizin ciğerlerine zarar verebilir, eğer bir mantar infeksiyonu varsa mısır nişastası bunu kötüleştirebilir.
       
BEBEĞİM İÇİN ÖZEL BİR ALTBEZİ KULLANMALI MIYIM?
        Eğer kumaş altbezi kullanıyorsanız bezleri yıkadıktan sonra 15 dakika kadar kaynatarak tüm mikropların ölmesini ve kimyaasl maddelerin uzaklaştırılmasını sağlamalısınız. Bazı hazır altbezleri içerdikleri emici bir jel sayesinde derinin kuru kalmasını sağlayabilirler. Bu tip altbezlerinin kullanımı bazı bebeklerde pişik oluşmasını önleyebilir. Ancak burada unutulmaması gereken en önemli nokta altbezlerinin sıklıkla değişmesi gerektiğidir.

PİŞİĞİ ÖNLEMEYE VE TEDAVİ ETMEYE YÖNELİK İPUÇLARI:
- Bebeğinizin altbezini saat başı kontrol edin ve ıslandığı zaman hemen değiştirin.
- Altbezi değişiminde bebeğinizin altını dikkatle temizlemelisiniz. Bu temizliği yaparken ılık, çok hafif sabunlu veya duru su kullanabilirsiniz.
- Bebeğinize yeni altbezi bağlamadan önce altının iyice kuruluğundan emin olmalısınız.
- Bebeğinizin cildini nemden korumak için çinko asit içeren kremler, A ve D vitamini içeren kremler veya vazelin kullanabilirsiniz.
- Altbezinin üzerine sentetik malzemeden yapılmış giysiler giydirmeyin.
- Eğer pişik devam ediyorsa kullandığınız altbezinin tipini, alt temizliğinde kullandığınız “ıslak” mendileri veya sabunu değiştirmelisiniz.
- Eğer kumaş altbezi kullanıyorsanız bu bezleri yıkadıktan sonra kimyasal maddelerden ve mikroplardan arındırmak için en az 15 dakika süreyle kaynatmalısınız.

EĞER:
- Pişik bebek henüz 6 haftalık iken ortaya çıkarsa,
- İçi su dolu kabarcıklar ve küçük yaralar oluşmuşsa,
- Bebeğinizin ateşi varsa,
- Bebeğiniz kilo kaybediyor veya her zamanki kadar yemiyorsa,
- İçi su veya cerahat dolu büyükçe kabartılar meydana çıkmaya başlamışsa,
- Kırmızı döküntüler kollara yüze veya saçlı deriye doğru yayılıyorsa,
- Yukarıdaki tedavi önlemlerini bir haftadır uyguladığınız halde durumda herhangi bir düzelme görülmüyorsa

HEMEN DOKTORUNUZA BAŞVURUN!

Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

Penis Küçüklüğü

Penis Küçüklüğü

Aileler için çocuklarının cinsiyeti kadar, cinsiyetlerine uygun fonksiyonlara sahip olması da önemlidir. Hem cinsel fonksiyon hem de üreme için cinsel organların yeterli olması yanında cinsiyet hormonlarının da normal olması gereklidir. Bu hormonlar gebeliğin ilk haftalarından başlayarak cinsel farklılaşmayı ve cinsel organların yeterli olmasını sağlarlar. Erkek çocukların cinsel organlarına daha çok dikkat gösterilir, çünkü hep göz önündedirler. Penis büyüklüğü çoğu zaman ?muzır? bir merak konusu olsa da ?küçük penis? her zaman ailelerde endişe uyandırır. Penis küçüklüğü hem ileride yol açabileceği sorunlar hem de bazı önemli tıbbi sorunların göstergesi olabileceği için dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu yazıda soru ve cevaplarla penis küçüklüğü üzerinde durulacaktır

Çocuklarda penis gelişimi nasıl olmaktadır?
Penis dış genital yapıların farklılaşmasına paralel olarak gebeliğin 8-16 haftaları arasında gelişmektedir. Penis gelişmesinde testesteron ve dihidrotestesteron isimli iki erkeklik hormonunun rolü vardır. Bu iki hormon gebeliğin son üç ayından bebekliğin ilk altı ayına kadar penis büyümesini sağlarlar. Bu nedenle penisin normal büyüklüğe erişmesi için anne karnında bebeğin salgıladığı hormonların yeterli olması gereklidir. Genel olarak 6. ay ile ergenliğin başlangıcı arasında penis büyümesi yavaştır ve ergenlikle birlikte artan erkeklik hormonlarının etkisiyle erişkin boyutlarına erişir. Penis büyümesi için hormonlar kadar bu hormonlara cevap veren dokuların da normal olmasına ihtiyacı vardır. Erkeklik hormonları penis büyümesi yanında cinsel istek (libido) ve penisin dikleşmesi (ereksiyon) için de gereklidir.

Penis küçüklüğü nasıl anlaşılır?
Penis boyu gerdirilmek suretiyle ve kökü ile ucu arasındaki mesafe ölçülerek değerlendirilir. Bazen penis genital bölgedeki yağ dokusu içine ?gömülü?dür. Bu durumda penis uzunluğunun daha dikkatli değerlendirilmesi gereklidir. Yenidoğan bir bebekte penis boyu 1.9 cm?den küçükse önemli bir sorun var demektir ve mutlaka ileri inceleme yapılmasına ihtiyaç vardır. Değişik yaşlardaki ortalama ve en küçük penis boyları aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bir çocuğun penis boyu kendi yaşına uyan en küçük penis boyundan kısa ise penis küçüklüğü var demektir.

Anne ve babalar yenidoğan döneminden itibaren bebeklerin genital yapılarıyla ilgilenmelidirler. Aile bebeğinin penisinin küçük olduğunu düşünüyorsa mutlaka çocuk endokrinolojisi bulunan bir merkeze götürmelidir.

Tablo: Normal erkek çocuklarda gerdirilmiş ortalama ve normalin alt sınırındaki penis boyları
 

Yaş ortalama( cm) Normalin alt sınırı(cm)
0-5 ay 3.9± 0.4 1.9
6-12 ay 4.3± 0.8 2.3
1-2 yaş 4.7± 0.8 2.6
2-3 yaş 5.1± 0.9 2.9
3-4 yaş 5.5± 0.9 3.3
4-5 yaş 5.7± 0.9 3.5
5-6 yaş 6.0± 0.9 3.8
6-7 yaş 6.1± 0.9 3.9
7-8 yaş 6.2± 1.0 3.7
8-9 yaş 6.3± 1.0 3.8
9-10 yaş 6.3± 1.0 3.8
10-11 yaş 6.4± 1.1 3.7
Erişkin 13.3± 1.6 9.3

Penis küçüklüğünün nedenleri nelerdir ve bu çocuklara nasıl yaklaşılmalıdır ?
Penis küçüklüğü ya tek başına ya da dış genital yapılarda genel bir bozukluk ile birlikte meydana gelir. Her iki durumda cinsel gelişmeyi sağlayan hormonlarda veya penisi meydana getiren dokularda bir yetersizlik söz konusudur. Penis küçüklüğü ile birlikte testislerin yerinde olmaması anne karnında bebeğe ait hormonlarda bir yetersizlik olduğunu akla getirmelidir. Penis küçüklüğü ile birlikte bebeğin cinsel görünümünün belirsiz olması acil değerlendirmeyi gerektiren bir sorundur. Penis küçüklüğü bazı sendromların veya büyüme hormonu eksikliğinin bir sonucu da olabilir. Penis küçüklüğü vakalarının bir kısmında ise bir neden bulunamamaktadır.

Penis küçüklüğü olan çocuklarda en önemli konu penis boyunun erişkin yaşta cinsel ilişki için yeterli olup olmayacağıdır. Bu nedenle yenidoğan döneminden itibaren hem testislerinin fonksiyonunun hem de penis dokusunun hormonlara cevabının ne durumda olduğunu göstermek için bir dizi inceleme yapılmalıdır. Penisi çok küçük ve erkeklik hormonuna cevap vermeyen çocukların cinsel kimliklerinin yeniden değerlendirilmesi gereklidir. Düşük doz erkeklik hormonu ile penis büyümesi sağlanan ve başka sorunu olmayan çocukları ergenlik dönemi sonuna kadar izlemek ve nedene göre tedavi planlamak gereklidir. Hem tanı hem de tedavi ile ilgili girişimlerinin çocuk endokrinolojisi ünitelerinde yapılmasına özen gösterilmelidir.

Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı - Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı

 

Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

Kan uyuşmazlığı

Kan Uyuşmazlığı
“Kan uyuşmazlığı” genel kanının aksine, karı koca arasında değil,gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangikan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızdaoksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: “A”, “B”, “AB” ve “O” grubu .. Bir de “Rh” söz konusudur. Birey, “D” proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.

Normal koşullardahamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta (eş) aracılığıyla oksijen,karbondioksit ve besi öğelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-), bebek Rh (+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz. Bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı, Rh (-) annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı olduğu bir proteinle, “D” proteini ile tanışır ve ona karşı tepki geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü- sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. Annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tümü yok edilir. Bu savaş sona erdiğinde geriye “anti-D antikorları” adı verilen sıvısal maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte çocuk eğer yine Rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu sıvısal maddeler (antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar. Bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik iliği, karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde “bilirubin” adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri tarafından yok edilir. Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü zehirsizleştirebilecek kadar gelişmemiştir. Eğer üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir kansızlığa maruz kalır, hatta ölebilir. Eğer arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya sağlıklı olarak dünyaya gelir. Sorun asıl o zaman belirginleşir. Çünkü kan hücreleri hala parçalanmakta, yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır. Üstelik açığa çıkan sarı boyar madde niteliğindeki “bilirubin” bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır. Kanda belli bir düzeyi aşan “bilirubin” göz aklarına, cilde ve sonunda asıl zararını gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi, zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.

Yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde “bilirubin”i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole (kızıl berisi) ışınları kullanılmaktadır. Bebeklerin uygun sıcaklık ortamı sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine “fototerapi” denir. Yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan takılan bir sistemle, uygun bir Rh (-) kanla “kan değişimi” işlemi gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. Geç kalınan durumlarda araz kalması olasıdır. Körlük, şaşılık, sağırlık, felç gibi ..

Mademki kan uyuşmazlığı ve sonuçları bu kadar ağır olabiliyor, o halde Rh (-) anneler için koruyucu bazı önlemler alınması gereklidir. Bir anne adayı eğer Rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır: “Anti-D İmmun Globulin”. Bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten iğne şeklinde yapılmalıdır. “Anti-D İmmun Globulin” kana karışır, bebekten geçmiş olan Rh (+) kan hücrelerini derhal yok eder. Annenin bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır. Bir süre sonra “Anti-D İmmun Globulin” doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok olur. Oysa anne kendisi “antikor” geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde uzun süre kanda kalacak, gerekirse onu yeniden üretebilme yeteneği olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı. Pasif olarak verilmiş olan “Anti-D” için eksikliğin tamamlanması diye bir konu söz konusu değildir. Zamanla yok olan “Anti-D İmmun Globulin” bu sayede annenin sonraki hamileliklerinde çocuk için bir sorun oluşturamaz. Yalnız unutulmaması gereken bir konu bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda yeniden uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir problem yoktur.

Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de “kan grupları” arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin “O” bebğin “A”, “B” veya “AB” olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.

Sonuç olarak Rh (-) olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-) iseler genetik kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh (-), bab Rh (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir, Rh (+) de. Bu genel bilgi de göz önünde bulundurulmalı, doğum sonrası bebek kan grubu tayin edilmelidir. Anne Rh (-), bebek de Rh (-) ise uygunsuzluk yoktur, anneye anti-D immun globulin yapmak gerekmez. Annenin Rh (+) olduğu durumlarda çocuğun Rh’ı ne olursa olsun Rh uygunsuzluğu olmaz. Eğer anne ve baba her ikisi de “O” grubu kana sahiplerse çocukları mutlaka “O” grubu olur. Bu durumda anne ve bebek arasında grup uygunsuzluğu olamayacağı açıktır. Anne “O”, baba “A” ise çocuk “O” veya “A”; anne “O”, baba “B” ise çocuk “O” veya “B”; anne “O” baba “AB” ise çocuk “A” veya “B” olur ama “O” veya “AB” olamaz. Annenin “A” ya da “B” olduğu, çocuğun “B” ya da “A” olduğu durumlarda uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. Ayrıca bazı alt kan grubu uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun olmadığı kimi sıra dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik tablolar görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve düzenli izlem ön koşuldur. Anne baba adayları, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadır. Uygun bir gebelik yönetimi ve doğuma uzman gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır

 

Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

İnfantil kolik

İnfantil kolik
İnfantil kolik için çeşitli yazarlar çeşitli tanımlar yapmaktadır. Ancak en çok kullanılan tanım; sağlıklı bir bebekte barsak kökenli olarak en az günde 3 saat, en az haftada üç gün ve en az 3 hafta süren periyodik ağlamalardır.Ancak çok ağlamanın ölçüsü her anne baba için değişebilmektedir. Bu nedenle en basit tanım belirli aralıklarla oluşan ve ilk üç ay boyunca süren sebebi belli olmayan ve aileyi rahatsız edecek düzeydeki ağlamalar olarak yapılabilir.

Genellikle akşam saatlerine doğru sağlıklı olan bebekte birdenbire suratta kızarma, dizlerini karnına çekme ile birlikte tiz bir çığlık şeklinde ağlama başlar ve birkaç dakika içinde geçer. Yine birkaç dakika sonra yeni bir nöbet başlar ve bu ağlamalar 2-3 saat sürer. Bebek birtürlü avutulamaz. Karnından artmış barsak sesleri duyulabilir. Gaz çıkartmakla ağrı hafifleyebilir.

Kolik genellikle yaşamın ilk veya ikinci haftasında başlar. Altıncı haftada şiddetlenir. Bebeklerin %25 i günde 3 saatten fazla ağlamaktadır. 2-3. ayda, bazen de 4. ayda kendiliğinden kesilir. Tüm bebeklerin yaklaşık % 20-30 unda görülmektedir.

Nedeni bilinmemekle birlikte bazı teoriler oluşturulmuştur:
1.Gıda allerjisi/intoleransı:Birçok emziren anne bebeklerinde koliğe sebep olabilecek gıdaları yedikleri ile aldıklarına inanmaktadırlar. İnek sütünde bulunan antijenler anne sütünde de bulunabilmektedir. İnek sütü proteinine karşı bir kez duyarlılaşan bebek ( placenta yolu ile, anne sütü ile veya hastanede iken verilen formul mamalarla olabilir) anne sütünü aldığında inek sütü proteinine karşı allerjik reaksiyon gösterir. Yapılan çift kör araştırmalarda ısrarcı karın ağrılarının 3 te birinde sebebin gıda allerjisi olduğunu
göstermiştir.
Yapılan bir başka çalışma ise annenin yediği besinlerle bebeğinde görülen kolik arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle annenin yediği lahana, karnıbahar, brokoli gibi sebzeler, inek sütü, çukulata ve soğanın bebekte kolik oluşturma olasılığı yüksektir.
Hamilelik esnasında sigara ve cafein tüketimi de anne sütünün kalitesini bozmaktadır.
2.Anormal peristaltizm veya çok fazla gaz:
Uzun süre aç kalmış ve laktoz içeren mama ile beslenen infantil kolikli bebeklerin nefeslerinde koliği olmayan bebeklere nazaran daha yüksek oranlarda hidrojen gazına rastlanmıştır. Ancak laktozsuz mama ile beslenme de herhangi bir olumlu değişiklik yaratmamıştır.
Anne sütü ve inek sütü içerdikleri oligosakkaridlerle immunolojik fonksiyonu yerine getirirler ancak nefeste bulunan hidrojeni de arttırırlar.
3.Artmış hassasiyet:
Bu aylarda bebeklerin sinir sistemleri henüz gelişmemiştir ve uyarılara karşı daha duyarlıdırlar. Normal bir gazı acı olarak algılıyor olabilirler.
4.Doğum öncesi gerilim.
Gebelik esnasında psikolojik gerginlik yaşayan annelerin bebeklerinde kolik daha sık görülmektedir.
5.İnter reaksiyonel model:
Anne babadaki gerilimler ve çevresel faktörler bebeğin duygularını etkileyebilir.

Tedavi:
Koliğin hiçbir bilinen tedavisi yoktur.Ancak bazı önlemler yararlı olabilmektedir:

  • Öncelikle bebeğinizi bir hekime götürün ve ağlama ve karın ağrısına neden olabilecek diğer hastalıklarla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlayın.
  • Bebeğinizin rahat ve tok olmasını sağlayın.
  • Bebeğinizi dik olarak kucağınıza alın ve sırtına minik darbeler vurarak sakinleştirmeye çalışın.
  • Biberonla beslenme 20 dakikadan az sürüyorsa daha az delikli bir biberon başıyla beslemeyi deneyin.Böylece emme arzusunu giderin.
  • Sessiz ve daha az aydınlık bir oda dış uyaranları azaltarak yardımcı olabilir.
  • Bebeği korkutabilecek ani hareketlerden sakının.
  • On dakikadan fazla süredir bebeğiniz ağlıyorsa yüzüstü yatırmayı deneyin.
  • Çok aktif bebeklerde bebeğin bir battaniye ile sarmalanması işe yarayabilir.
  • Bazı bebekler araba yolculuğu ile bazılarıda saç kurtma makinası veya elektrik süpürgesi sesi ile sakinleşebilmektedirler.
  • Ana baba olarak çocuğunuzun sağlıklı bir bebek olduğunu, infantil kolik in çocuğunuzun büyüme ve gelişmesi üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmayacağını ve bir müddet sonra kendiliğinden geçeceğini unutmayın ve moralinizi bozmayın.
  • Bebeğinizi formul mamaları ile besliyorsanız mamayı değiştirin. İnek sütü proteini olan mamalar yerine soya formüllü mamalar bazen yararlı olabilmektedir.
  • Bebeğinizi emziriyorsanız yediğiniz gıdalara dikkat edin (Lahana,karnıbahar,brokoli,inek sütü,çukulata ve soğandan uzak durmayı deneyin)
  • Koliklerde kullanılan hiçbir ilacın faydası kanıtlanamamıştır. Bazı yan etkilere neden olabilirler.
  • Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

    Gebelik ve Doğum öncesi Bakım

    Gebelik ve doğum öncesi bakım
    Hamilelik ve doğum, bir kadının yaşadığı en önemli iki deneyim. Bu çok güzel, ama bir o kadar da zor deneyimi yaşayan anne adaylarının yardımına, onlara çok yakın birileri, kadın doğum uzmanları koşuyor. Ve bu dönemde gerçekleştirilen düzenli takipler mutlu bir anne, sağlıklı bir bebek ve güvenli bir gelecek için büyük önem taşıyor.

    Her ne kadar gebelik fizyolojik bir hadise ise de gebeliklerin yüzde 5 ile yüzde 20sinde anne ve bebeğin sağlığını tehdit eden patolojik bir durum ile karşılaşılır. Doğum öncesi bakımın amacı; gebe hastanın daha evvel geçirmiş olduğu bir hastalığın erken tanısı kadar, sağlıklı bir gebenin gebeliği esnasında ortaya çıkabilecek bir hastalığın da zamanında teşhis edilmesidir.

    Gebelikte doktora ilk müracaat

    İdeal olan, gebe kalmayı planlayan bir kadının daha gebe kalmadan hekime başvurması ve tıbbi bir değerlendirmenin yapılmasıdır. İlk ziyaretin amacı; anne ve cenin için söz konusu olan tüm risk faktörlerinin belirlenmesidir. Annenin önceki gebelikleri hakkında bilgi, geçirilmiş hastalık ve operasyonlar, ilaç allerjisi, ailesinde önemli hastalıklar olup olmadığı, sakat doğumlar olup olmadığı araştırılıp sorulmalıdır.

    Gebelik sırasında doktora gitme sıklığı

    Gebe bir kadın doktorunu; 0-32inci haftalar arasında 4 haftada bir, 32-36ıncı haftalar arası 2 haftada bir, 36ıncı haftadan doğuma kadar haftada bir olacak şekilde ziyaret etmelidir. Her muayenede kilo takibi, kan basıncı, karnın büyüme oranına bakılmalıdır. İlave olarak bebek kalp sesleri dinlenmeli, idrarda glikoz ve protein bakılmalıdır. Son bulgular daha öncekilerle karşılaştırıp değerlendirme yapılmalıdır.

    Gebelikte yapılan laboratuar testleri

    Testler gebeliğin mümkün oldukça erken dönemlerinde yapılmalı ve 24-36ıncı haftalarda en az bir kere (ideali iki) tekrarlanmalıdır. İlk muayenede tam kan sayımı, kan grubu, kan şekeri ölçümleri yapılmalıdır. Bazı yörelerde VDRL ve ( tüberküloz için) tüberkülin deri testi, rutin idrar analizi ve idrar kültürü istenmelidir. Normal genetik bozuklukların ve kromozom anomalilerinin taranması amacı ile, gebeliğin 16-18inci haftaları arasında tüm gebelerde tripple test (3lü test) önerilmektedir. Gebelik şekeri riski olan hastalar için 24. haftada 50 gr. oral glukoz tolerans testi (50 gr. OCTT) yapılmalıdır. Hepatit vakaları son yıllarda fazla bir artış göstermesi sebebiyle HBSAgnin araştırılması yararlıdır.

    Gebelik süresince anne adayının takibi

    Annenin sağlığı fetal gelişim için çok önemlidir ve gebelik boyunca sürekli değerlendirilmelidir.

    Annenin kilosu : Gebelik boyunca toplam 10-12 kg. alınması uygundur. Zayıf kadınların biraz daha fazla kilo alınması gerekirken kilolu bayanların sadece 6-9 kg. almaları yeterli görülmektedir.

    Kan basıncı (tansiyon) : Normalde tansiyon (kan basıncı) gebeliğin ikinci yarısında erken dönemlere göre düşme gösterir.

    Karnın büyümesi : Her muayenede kontrol edilmelidir.

    Bebek kalp sesleri : Bebek kalp sesleri gebeliğin 10-12. haftaları civarında küçük doppler cihazları ile dinlenebilir. Daha erken gebelik haftalarında ultrasonografili muayene ile tespit edilebilir. Fetal kalp ritm ve hız bozukluklarında gebelik yaşına bağlı olarak ultrasonografi, fetal ekokardioğrafi ve fetal kalp hızı monitorizasyonu (NST) yaparak bu tür anomaliler değerlendirilmelidir.

    Ödem : Ayaklarda görülen şişmeler hormonal sebeplere bağlıdır. Fakat yüz ve ellerde görülen ödemler kan basıncının yüksekliği ile beraber görülüp preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi) ilk belirtisi olabilir.

    Ceninin büyük ve pozisyonu : Her ziyarette ceninin büyüklüğü ve pozisyonu değerlendirilmelidir.

    Gebelikte beslenme

    Gebeliğin değişik safhalarında değişik ihtiyaçlar dolayısıyla kilo artışı ilk üç ayda 1 kg, ikinci ve üçüncü 3 aylarda ise 1-1,5 kg. düzeyinde tutulmalıdır. Gebelik beslenme alışkanlıkları ve damak zevkinin değiştirilmesini gerektirmez. Dengeli ve çeşitli beslenmek önemlidir. Yapacağınız tek şey doğal, taze ve bol çeşitli besinler almaktır. Kemik ve diş gelişimi için gerekli kalsiyum açısından zengin besinler peynir, süt (yağsız), yoğurt ve yeşil yapraklı sebzelerdir. Gebelikte protein gereksinimi arttığı için protein içeren çeşitli besinler alınmalıdır. Balık, et, kuru baklagiller, yer fıstığı, yoğurt, yumurta, kaşar peyniri protein açısından zengindir. C vitamini taze sebze ve meyvelerde bulunur. Besinleri ya taze ya da az haşlayarak yemeliyiz. Gebelikte kabızlığın önlenmesinde lifli yiyecekler önemlidir. Sebze ve meyveler lif açısından zengindir (kepekli ekmek, ahududu, bezelye, esmer pirinç, kuru üzüm, kuruyemiş, kepekli makarna, kuru kaysı, pırasa). Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle ilk haftalarda folik asit gereklidir. Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır. Demir bebeğin ve annenin ana ihtiyaçlarından biridir. Artan demir ihtiyacını karşılamak için demir içeren ilaçların alınması gerekir. Demir eksikliği sonucunda yorgunluk hissi konsantrasyon güçlüğünün yanı sıra cilt ve mukozada solukluk, saç dökülmesi gibi bazı fiziksel belirtilerde ortaya çıkar.

    Gebelikte sık rastlanılan yakınmalar

    Gebelikte sık rastlanılan yakınmalar; aşırı tükürük salgısı, bulantı-kusma, mide yanması, kabızlık, sık idrara çıkma, varis, vaginal akıntı, ödem, eklem ve sırt ağrısı, pelvik baskı, bacak krampları, memelerde hassasiyet ve ellerde rahatsızlıktır.

    Gebelere bazı öneriler

    Sigara kullanımı : Gebelikte fazla sigara içen kadınların düşük doğum, ağırlıklı bebek doğurma risklerinin arttığı bildirilmektedir. Sigara fetal ölüm riskini arttırmaktadır.

    Cinsel ilişki : Daha önceden düşük öyküsü olan veya gebeliğinde kanamaları devam eden gebelere cinsel ilişkiden kaçınmaları önerilir.

    Banyo yapılması : Gebelikte yüzülebilir, rahatça banyo yapılabilir.

    Diş bakımı : Gebeliğin her döneminde lokal anestezi altında rutin dental müdahaleler yapılabilir. Diş apselerinin veya romatizmal kalp hastalığı ve mitral kapak prolapsusu durumlarında antibiyotik verilebilir.

    Giyim tarzı : Bol giysiler ve ölçüsü uygun sutyen gereklidir.

    Egzersiz : Gebelikte çok ağır olmamak koşulu ile egzersiz yapılabilir, ancak gebe bir kadın günde 1-2 saat dinlenmelidir. Tehlikeli sporlar ve gereksiz fiziksel streslerden kaçınılmalıdır.

    İş : Gebelikte çalışma koşulları ile ilgili sınırlar koymak zordur. Çünkü her insanın kapasitesi, egzersiz toleransı, fiziksel yapısı ve gebeliğin seyri farklı olmaktadır. Yürüyüş, yüzme, kültür fizik önerilebilir.

    Seyahat : Araba, tren, uçak seyahatleri gebeliği olumsuz etkilemez. Fakat daha önce düşük yapan veya şimdiki gebeliğinde vaginal kanaması olan gebelerin uzak yerlere seyahat etmemeleri önerilebilir.

    Doğum hakkında bilgilenme : Doğuma yaklaşıldığında doğumla birlikte oluşacak fizyolojik değişiklikler konusunda gebe bilgilendirilmelidir. Hastaların hastaneye ağrılar 5-10 dakikada bir gelmeye başladığında başvurmaları istenir. Ayrıca şu bulgularda oluştuğu takdirde hemen başvurmalıdırlar: Suların gelmesi, vaginal kanama, elde, yüzde şişme, görme bulanıklığı, baş ağrısı, mide ağrısı, bayılma, titreme-ateş, olağan dışı ve şiddetli karın ve sırt ağrısı, bebek hareketlerinde belirgin azalma.

    İlgili başlıklar

  • Gebelik
  • Gebeliği Reddetme
  • Gebeliğin Psikolojik Yönleri
  • Gebelik ve doğum öncesi bakım
  • Gebelik ve egzersiz
  • Gebelikte beslenme
  • Gebelikte Cinsellik
  • Gebelikte egzersiz
  • Gebelikte Ultrasonografi
  • Hamile kadınlar neden aşerer
  • Hamilelik belirtileri
  • Hamilelik Hastalığı
  • Hamilelik testleri
  • Hamilelikte cinsel ilişki
  • Hamilelikte cinsel yaşam
  • İkiz Hamileliği
  • İşyerinde hamilelik
  • Sigara hamileliği önlüyor
  • Sigara ve hamilelik
  • Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

    Fenilketonüre

    Fenilketonüre
    Fenilketonüri Nedir ?
    Fenilketonüri, aileden katılım yoluyla geçebilen bir hastalıktır. Bu hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir maddeyi metobolize edemezler. Buna bağlı olarak kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan bu madde ve onun atıkları çocuğun gelişmekte olan beynini harap eder. Dolayısıyla çocuğun ileri derecede zeka özürlü olmasına ve sinir sistemini ilgilendiren daha bir çok belirtinin ortaya çıkmasına neden olur.

    Belirtileri Nelerdir ?

    Hayatın ilk birkaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekleri sağlıklı bebeklerden ayıran özellikler farkedilemez. Tedavi edilmeyen çocuklarda 4. ay civarında sinir sistemi belirtileri oluşmaya başlar. 5. - 6. aylardan sonra çocuklukta belirgin zeka geriliğinin yanında, akranlarından farklı olarak oturma, yürüme, konuşma gibi beceriler gelişemez. Beyin gelişmeleri normal olmadığından başları küçük kalır. Ayrıca kusma, aşırı el, kol, baş hareketleri, sara nöbetleri, ciltte döküntüler, idrar ve terin küf gibi kokması hastalığın önemli belirtilerindendir. Bu çocukların % 60!ında göz, kaş ve cilt rengi anne-babaya göre daha açıktır.

    Nasıl Tedavi Edilir ?

    Erken tanı konduğunda fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke, gıda ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisi için fenilalanini çok azaltılmış özel ve ilaç niteliğindeki mamaların kullanılması gerekmektedir. Beyin dokusunun en hızlı geliştiği ilk 8-10 yıl boyunca tedavi devam etmelidir.

    Ülkemizde Fenilketonüri Hangi Sıklıkta Görülür ?

    Fenilketonüri Amerika’da ve bir birçok Avrupa Ülkesinde her 10.000-30.000 yenidoğanda bir görülmesine karşın Ülkemizde 3.000-4.500 yenidoğandan birinde görülmektedir. Türkiye Fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü bir ülkedir. Her yıl 400-500 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır. Her 20-25 kişiden birinin hastalığı taşıyor olması ve ülkemizde akraba evliliklerinin yüksek oranda yapılması hastalığın sık görülmesine neden olmaktadır. Hastalığın yeterince bilinmemesi, zeka geriliği gösteren çocukların bu hastalık yönünden incelenmemesi hastalığın yayılımına neden olmaktadır.

    Fenilketonüri Hastalığı Yenidoğan Döneminde Tanımlanabilir

    Fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin beyni etkilenmeden erken olarak tanımlanması çok önemlidir. Bu amaçla geliştirilmiş her yenidoğana uygulanabilecek pratik ve ekonomik bir test vardır. Doğumevleri, sağlık ocakları ve ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde hayatın ilk 24 saatlerinden sonra topuktan 1 damla kan teşhis için yeterlidir.

    Archived under Anne ve Bebek Sağlığı Yorumlar

    « Previous entriesProject-Id-Version: WordPress 2.5.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2008-05-03 02:32+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0; Project-Id-Version: WordPress 2.5.1 Türkçe dil dosyası POT-Creation-Date: PO-Revision-Date: 2008-05-03 02:32+0200 Last-Translator: Hasan Karaboga Language-Team: WordPress Türkiye MIME-Version: 1.0 Content-Type: text/plain; charset=utf-8 Content-Transfer-Encoding: 8bit X-Poedit-Language: Turkish X-Poedit-Country: TURKEY X-Poedit-SourceCharset: utf-8 Plural-Forms: nplurals=1; plural=0;